
Türkiye, kendine özgü konumu nedeniyle Asya ile Avrupa arasında köprü görevini sürdürmekte olup, gerek değerli gelenek ve görenekleri, hoşgörülü tutumu, tarihi, yaşanmışlıkları, misafirperverliği ve kapsayıcı yanıyla çok göç alan bir ülkedir.
Bununla birlikte, ülkemiz tarihsel, coğrafi ve kültürel konumu itibarıyla Asya ile Avrupa arasında bir köprü işlevi görmekte; bu özgün konum, ülkeyi yüzyıllar boyunca hem göç alan hem de göç veren bir merkez hâline getirmektedir. Sahip olduğu geleneksel değerler, toplumsal dayanışma kültürü, misafirperverlik anlayışı ve tarihsel çokkültürlülük deneyimi, Türkiye’nin göç olgusuyla kurduğu ilişkinin yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda niteliksel bir karakter taşımasına yol açmıştır.
“Göç kavramı” oldukça dinamik bir yapı olup, zaman içerisinde değişiklik gösterebilmektedir. Ülkemiz, konumu itibariyle birçok göç hareketlerinin yaşandığı bir ülke olmakla birlikte, son zamanlarda göç de vermektedir.
Diğer yandan, göç kavramı, durağan değil; aksine tarihsel koşullar, ekonomik ihtiyaçlar, siyasal gelişmeler ve bireysel tercihler doğrultusunda sürekli dönüşen dinamik bir yapıya sahiptir. Türkiye özelinde bakıldığında, ülke uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak göç alan bir ülke konumunda iken, özellikle son dönemlerde yurt dışına yönelik göç hareketlerinin de belirgin biçimde arttığı görülmektedir. Bu durum, Türk diasporasının yalnızca tarihsel bir olgu değil, güncel ve süreklilik arz eden bir toplumsal gerçeklik olduğunu ortaya koymaktadır.
İşte, yazımız konusu olan “Türk diasporası” kavramsal olarak bakıldığında (yurt dışında yaşayan Türkler ya da gurbetçi Türkler), Türkiye’den ve eski Türk (Osmanlı) topraklarından dışarı göç etmiş Türklerin dünyadaki tahmini nüfusunu anlatmak için kullanılan terimdir. Bir diğer ifade ile Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra diğer ülkelere göç edenler “Türk diasporası” olarak tanımlanmaktadır.
Her göç için aslında “geçici olması” beklenmektedir. Ancak, insanların ihtiyacı ve zaman içerisindeki alışmışlık olguları ya da bireysel olarak tercihleri göçleri kalıcı hale getirmiştir. İşte, tam bu noktada Türkiye’den belki e başlangıçta o dönemin ihtiyacına göre göç etmeyi tercih eden vatandaşlarımız zaman içerisinde oturmuş bir düzenin getirdiği bakış açısıyla geri gelmemekte ve yaşamlarını aynı doğrultuda sürdürmeyi seçmektedir.
Dünya’dan örnek verecek olursak, özellikle Almanya’ya 30 Ekim 1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşması sonrasında yoğun göç yaşanmıştır. Belki de başlangıçta geçici olarak değerlendirilen ve iş gücüne yönelik olarak benimsenen bu göç ilerleyen süreçlerde kalıcılığını koruyarak neredeyse 50-60 yıla yakın bir süre zarfında Almanya’da bir Türk diasporasının oluşması söz konusu olmuştur.
Yine, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 yılı Uluslararası Göç İstatistikleri’ne göre Türkiye’den yurt dışına göç edenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 62,3 artarken, yurt dışından Türkiye’ye göç edenlerin sayısı yüzde 33,2 oranında azalmıştır. Bu da gösteriyor ki, yurtdışında yoğun göç alan ülkelerde bir Türk diasporasının varlığından söz etmek mümkündür.
Gündelik kullanımda “diaspora” çoğu zaman “yurt dışında yaşayan vatandaşlar” ya da “gurbetçiler” ile eşanlamlı gibi düşünülse de, akademik literatürde diaspora daha kapsamlı bir çerçeveye sahiptir. William Safran’ın klasikleşmiş çalışması, diaspora topluluklarının anavatanla kurduğu sembolik/duygusal bağları, anavatana ilişkin kolektif hafızayı, aidiyet ve (bazen) “geri dönüş miti”ni vurgular. Diasporayı diaspora yapan unsur, yalnızca göç etmiş olmak değil; göç edilen yerde yeni bir hayat kurarken anavatanla kurulan ilişkilerin (dil, kültür, din, aile bağları, medya, dernekler, ekonomik ağlar) süreklilik kazanmasıdır.
Türk diasporası, tek bir göç dalgasının ürünü olarak görülmemelidir. Modern anlamda “Türkiye Cumhuriyeti sonrasında yurt dışına göç edenler” çerçevesi önemli olmakla birlikte, Türk varlığının Balkanlar’dan Orta Doğu’ya uzanan tarihsel izleri, daha geniş bir “Türkçe konuşan/toplumsal bağları olan” nüfus hareketliliği tarihini de gündeme getirir. Bununla birlikte, günümüzde literatürde “Türk diasporası” dendiğinde ağırlıkla Türkiye’den Batı Avrupa’ya, Kuzey Amerika’ya ve farklı bölgelere yönelen modern dönem göçleri anlaşılmaktadır.
Bu modern dönem göçlerinin en görünür ve kurucu örneği, Almanya ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü/İşe Alım Anlaşması sonrasında hızlanan emek göçüdür. Anlaşma başlangıçta geçici işgücü ihtiyacını karşılamayı hedeflerken, ilerleyen yıllarda aile birleşimleri, doğan yeni kuşaklar ve yerleşik hayat pratikleriyle kalıcı bir topluluğa dönüşmüştür. Bu tarihsel dönüm noktasına hem Almanya Dışişleri’nin resmî anlatılarında hem de akademik literatürde açık biçimde atıf yapılır.
Ahmet İçduygu, Türkiye’den Almanya’ya emek göçünün ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlarını değerlendirirken, bu göçün yalnızca bireyler için değil; Türkiye’nin toplumsal dönüşümü için de uzun erimli etkiler ürettiğini vurgular.
Bu nedenle, Türk diasporasını anlamak; hem göç edilen ülkelerdeki (ör. Almanya) kurumsal düzenlemeleri, ayrımcılık/entegrasyon tartışmalarını ve vatandaşlık rejimlerini; hem de Türkiye’nin “göç veren ülke” olarak yaşadığı dönüşümleri (havaleler, beyin göçü, politik temsil, kültürel bağların korunması gibi) birlikte ele almayı gerektirir.
Diasporanın büyümesi ve kurumsallaşması, devletlerin diaspora ile ilişkisini de dönüştürmüştür. Türkiye’de diaspora politikalarının 2010 sonrası daha sistematik ele alındığını tartışan çalışmalar, özellikle kurumlaşma, haklar, kültürel bağların korunması ve çok boyutlu diaspora angajmanı üzerinde durur. Bu çerçevede YTB’nin “çok boyutlu ve kapsayıcı diaspora politikası” yaklaşımı, diaspora ile bağların güçlendirilmesine dönük güncel kurumsal söylemi yansıtır.
Bu noktada diaspora, yalnızca “gidenler” değil; iki ülke arasında köprü kuran, kültürel aktarım sağlayan ve uzun vadede toplumsal sermaye üreten bir alandır. Bu alanın sağlıklı analiz edilebilmesi için hem istatistiksel veriler (TÜİK gibi) hem de niteliksel saha çalışmaları (sözlü tarih, arşiv, etnografi) bir arada kullanılmalıdır.
Türk diasporasının niceliksel büyüklüğünün yanı sıra, niteliksel etkileri de giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Diaspora toplulukları; kültürel temsil, kamu diplomasisi, akademik üretim, ekonomik ilişkiler ve sivil toplum faaliyetleri aracılığıyla hem yaşadıkları ülkelere hem de ana vatana çok yönlü katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, Türk diasporası artık yalnızca göç sosyolojisinin bir konusu değil; aynı zamanda dış politika, kültürel diplomasi ve beşerî sermaye politikalarının da önemli bir bileşeni hâline gelmiştir.
Bu kavramsal ve tarihsel çerçeve içerisinde, Türk diasporası alanında yapılan akademik çalışmaların önemi giderek artmaktadır. Özellikle diaspora tarihinin belgelenmesi, göçmen deneyimlerinin görünür kılınması ve kuşaklar arası hafızanın korunması, bu alandaki çalışmaların temel hedefleri arasında yer almaktadır. İşte tam da bu noktada, Türk diasporası alanında uzun yıllardır nitelikli ve öncü çalışmalar yürüten duayen bir isimden söz etmek anlamlı olacaktır: Dr. Işıl Açelhan.
Dr. Işıl Açelhan, Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yapmakta olup, yüksek lisans ve doktora derecelerini Bilkent Üniversitesi’nden almıştır. Akademik uzmanlık alanları arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan başlayarak Kuzey Amerika ve Avrupa’ya yönelen göç hareketleri, Türk diasporası ve Türkiye–ABD ilişkileri yer almaktadır. Açelhan’ın çalışmaları, Türk diasporasını yalnızca sayısal bir topluluk olarak değil; tarihsel, kültürel ve siyasal boyutlarıyla ele alan bütüncül bir perspektif sunmaktadır.
2019 yılında doktora sonrası çalışmalarını İtalya’nın Bologna kentinde, Fondazione per leScienze Religiose Giovanni XXIII araştırma merkezinde tamamlayan Dr. Açelhan, ardından George Mason Üniversitesi bünyesindeki Ali Vural Ak Global Islamic Studies Center’damisafir öğretim üyesi olarak görev almıştır. Bu süreçte, ABD’deki Türk göçmenlere ilişkin belgesel projeleri, sergiler ve anıt çalışmaları gibi kamuya açık ve toplumsal etki yaratan birçok projeyi hayata geçirmiştir. Bu yönüyle Açelhan’ın çalışmaları, akademik üretimi toplumla buluşturan ve diaspora hafızasını somutlaştıran nitelikli örnekler arasında yer almaktadır.
Dr. Işıl Açelhan, yalnızca akademik çalışmalarıyla değil; aynı zamanda Türkiye ile ABD arasındaki tarihsel ve kültürel ilişkiler, kamu diplomasisi ve diaspora bilinci konularında gerçekleştirdiği atölye çalışmaları ve seminerlerle de dikkat çekmektedir. Uzun yıllar yurt dışında yürüttüğü bu çalışmaların ardından, yaklaşık yirmi yıl sonra Türkiye’ye dönerek bilgi ve deneyimini ülkesinde değerlendirmeyi tercih etmesi, tersine beyin göçü açısından da anlamlı bir örnek teşkil etmektedir. Günümüzde üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında dersler vermekte ve danışmanlık faaliyetleri yürütmektedir.
Bu bağlamda Dr. Işıl Açelhan, Türk diasporasını yalnızca inceleyen bir akademisyen değil; aynı zamanda bu alanın gelişimine doğrudan katkı sunan, uluslararası alanda ödül ve burslarla desteklenmiş çalışmalarıyla örnek teşkil eden bir isimdir. Onun akademik ve toplumsal üretimi, Türk diasporası çalışmalarının ne denli çok boyutlu ve etkili olabileceğini göstermektedir.
Sonuç olarak, Türk diasporası olgusu, Türkiye’nin geçmişiyle olduğu kadar geleceğiyle de yakından ilişkilidir. Bu alanın akademik olarak güçlenmesi, nitelikli araştırmaların desteklenmesi ve örnek isimlerin görünür kılınması büyük önem taşımaktadır. Dr. Işıl Açelhan’ın çalışmaları, bu anlamda hem genç akademisyenler hem de diaspora alanında faaliyet gösteren tüm paydaşlar için ilham verici bir örnek sunmaktadır. Türk diasporasına ilgi duyan ve bu alanda katkı sunmak isteyen herkes için, bu birikimden faydalanmak önemli bir kazanım olacaktır.
Bu yönüyle, herkese örnek teşkil etmesini umut eder, değerli hocamızın yapmış olduğu çalışmalardan faydalanmak isteyen “Türk diasporası” alanına ilgi duyan ve hizmet etmekte olan öğrencilere, akademisyenlere, v.b. tüm herkese tanıtmaktan memnuniyet duyarak yazımı tamamlamak isterim.
Yararlanılan Kaynaklar